29 Eylül 2010 Çarşamba

Grevden notlar


Bugün (29.09.2010) İspanya'da genel grev vardı. Grevin nedenleriyle ilgili olarak şu kısa yazıya göz atabilirsiniz.

Ben size bugüne dair genel ve tamamen kişisel izlenimlerimi aktarmak istiyorum. Sabah 7.30'da penceremin dibinde birbirine 'Sen PP'cisiiiiiiin' (yani sağcı/ aslında sen faşistsin demek istiyormuş da sanki cesaret edemiyormuş izlenimi uyandırdı bende), 'Seni anarşiiiist' diye bağırmakta olan iki adamın kavgasıyla uyandım. Henüz sersemliğimi atamamıştım ki bu sefer de düdükleri, vuvuzelaları ile genç bir grup salına salına geçti evin önünden.

Bilgisayarı açıp yerel ve ulusal basından bir miktar grev haberi okudum daha sonra. Dün gece yarısı itibariyle önce çöp toplama durdu; sonra pazar yerlerine ve hallerine mal aktarımı ve canlı radyo-televizyon yayınları. Çalışmaya çalışanları greve katılmaya çağırmakla görevli 'piquetes' denen öncü grev grubunun faaliyeti de o saatlerde başladı.

Gazetelere göz attıktan ve kahvaltı ettikten sonra ben de sokağa çıkmaya karar verdim. Katalanca hocam da grevde olduğundan bugünkü dersimin iptal olmasını fırsat bilerek hem o saatlerde biraz dolanayım hem de biraz spor yapayım diye. Sokaklarda bir 'normal ahalisi tarafından terk edilmişlik' havası sezdim. Geceden çöpler toplanmadığı için inceden bir çöp kokusu, yavaş yavaş toparlanan göstericilerin düdükleri, Katalunya bayrakları (senyera), yerleri adım adım kaplamakta olan grev bildirileri... Bir de daha önce bir arada görmediğim kadar polis.

Bir iki gün öncesinden işgali (okupa) başlayan Banco Español de Crédito (Katalunya Meydanı'nda rant ve spekülasyon dalgası sonrası boş kalmış bir koca bina) önündeki pankart ve insan kalabalığı hariç aslında sokaklar oldukça boş görünüyordu. Polis arabaları ana yolları kesmiş, göstericilerle karşılaşmayı bekler gibiydiler. Dükkanların çoğu, restoranlar ve kafelerin hepsi açıktı. Kafenin birinden çöpleri atmaya çıkan garson kızla yoldan geçen iki grevci genç arasında kavgasız kısa bir tartışma oldu. Ben de pek bir şey olmayacağına, bugünün de bir tatil günü havasında devam edeceğine, kimsenin soğukkanlılığını yitirmeyeceğine kanaat getirip spor salonuna gittim. Ve o zaman başladım yeniden işkillenmeye.




Katalunya Meydanı'ndaki işgal edilen eski banka binası

Binanın boşaltılması sırasında yaşananları izleyin.

Spor salonunun kepenkleri inik olduğundan tam geri dönecektim ki kapıdan birisi 'Açığız, açığız, buyrun' dedi. Yanından geçip içeri girerken bir başkasına 'Göstericiler buradan geçerlerse hazırlıklı olmak lazım...' dediğini duydum. İki adım önce sanki polis önü maratonu koşmaya hazırlanıyormuş gibi -ki aralarında da böyle şakalaşıyorlardı- ısınma-gerdirme haraketleri yapan bir iki genç gördüğümü de ekleyeyim. Spor salonunda her şey her günkü gibiydi. Camların tamamen bantlanmış ve kepenklerin sımsıkı indirilmiş olması hariç. Çıkışta geldiğim yollardan geri dönerken yürüyüşün başlamış olduğunu fark ettim, uzaklarda bir yerlerde. Şöyle bir bilgi vereyim, eve dönüş yolum Barselona'nın kalbi diyebileceğimiz bir rotadan geçiyor: Passeig de Gràcia, Plaça Catalunya, tabii Plaça Universitat'ın gürültüsü bu meydana kadar geliyor, ve ardından Portal de l'Àngel, ki oraya da Via Laietana'nın gürültüsü geliyor. Yani aslında her yerin gürültüsünü duyup hiçbirinin kaynağında değildim. Bir süre...

Dönüş yolunda ayrıca gözüme çarpan, göstericilerle yüz yüze gelmelerini beklediğim polislerin şimdilik alışveriş merkezlerini korumakta olduğuydu. Zira açık alışveriş merkezleri ve dükkanlar hem göstericilerin tepkisini hem de yağmacıların ilgisini çekiyordu bugün. Vitrinleri kırılan ya da boyaya tutulan, bir iki malları çalınan yerler oldu. Kepenkleri kapalı olanlar da yarın rengarenk ya da bol yazılı kepenklerle başlayacaklar güne.

Sonuç olarak, problemsiz ve gayet sakin evime kadar yürüdüm. Yine haberlere baktım biraz. Yavaş yavaş araba yakma, polisle çatışma vb olayların haberleri çıkmaya başlamıştı gazetede. Ama asıl olaylar ben yemek yaparken başladı.

Portal de l'Àngel'de polis vandalların peşinde, halk kendi deminde



Oldukça kalabalık ve genç, ve maskeli bir grup Katedral tarafından gelip bizim evin önünde toplanmaya başladı ve önce sokaktaki dev saksıları çekerek barikatımsı bir şey kurmaya çalıştılar. Bol bol cam şişe patlattılar duvarlarda. Bir arabayı hafif salladılar. Düdükler zaten artık alıştığımız bir sesti. Ve polisler bizim sokağa akın etti. Polis sireninin duyulmasıyla grup bir anda ikiye ayrılıp eridi. Tam karşımda belediyenin bir binası var, resmi bir daire. Polisler iki taraflı olarak sokağı kapatıp binanın kapısını da korumaya aldıktan sonra bir miktar gençleri aradılar. Sonra tehlike olmadığına karar verip çoğu çekildi. Tüm bunlar olurken bir sürü olay harici insan da fotoğraf makinelerine sarılmıştı. Ve de helikopterler bizim sokağın üstünden geçip duruyordu.

Penceremden

Gergin anları izleyen meraklı kalabalık



Sonuçta bir iki vitrin hasarı, duvar yazıları, patlatılan ve saçılan çöp torbaları haricinde fazla bir olay olmadı burada. Ama sanırım asıl yürüyüşün, yani grevi ciddeye alan çalışanların ve sendikaların yürüyüşünün Via Laietana'dan denize inen kısmı istenmeyen bir şekilde bir miktar olaylı geçti.

Katılım oranıyla ilgili her kafadan bir ses çıksa da grevin hayatı felç edemediği bir gerçek. Ayrıca yasa hazırlanırken hiçbir şey yapmayıp yürürlüğe girdikten sonra sokaklara dökülenlere tepkiler de mevcut. Yani grev İspanya'yı biraz böldü. Diktatörlük öncesi sağ-sol kavgalarına atıflar sokaklarda çıkan kavgalarda bol bol duyuldu.

İspanya 7 yıl aradan sonraki bu ilk genel grevinden kafası karışık çıktı.

Demà vaga!*

*Yarın grev (var)!

İspanya'da yarın (29.09.2010) kısa sürece önce resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren yeni çalışma yasasını protesto için ülkenin önemli sendikalarının düzenlediği bir genel grev yapılacak Barselona'da toplu taşımanın tamamen durmasa da gereğinden fazla 'toplu'laşması bekleniyor: Metro ve şehir otobüsü hatları %25 kapasiteyle çalışacaklar -o da iş giriş-çıkış yoğunluğunun olduğu saatlerde. Banliyö ve orta mesafe şehirler arası tren seferleri hiç yapılmayacak. Prat Havaalanı %30 kapasiteyle çalışacak ve yurtiçi uçuşların sadece %10'u gerçekleştirilecek vs. Ayrıca şehrin en büyük protesto yürüyüşü akşam 6'da Diagonal ve Passeig de Gràcia caddelerinin kesiştiği obeliskten başlayacak.

İşçi sendikalarının yeni yasayı protesto etmelerinin sebebi iş imkanı yaratma bahanesiyle hazırlanan yasanın uzmanlara göre aslında tam tersi etki yapacak olması, iş verenin 'işini' kolaylaştırıyor olması, işçi haklarına ters düşen değişiklikler içeriyor olması.

Şu anda kimse yarın Barselona'yı ve İspanya genelini nasıl bir gün beklediğini kestiremiyor. PP (Partido Popular, sağ) grevi İspanya ekonomisi için bir felaket olarak değerlendirirken Başbakan Zapatero 'Grev bitsin hele, bir konuşalım' tadında bir müzakere çağrısında bulundu sendikalara. Grevin benim şimdilik öngörebildiğim kadarıyla bana en önemli etkisi ise yarın katalanca dersimin olmayacak olması, hocam da grevde olacak.

Grev bitsin hele, sizleri haberdar edeceğim gelişmelerden.

28 Eylül 2010 Salı

Katalunya ve İspanya'dan haber başlıkları

Aranca (Aranés), yani Katalan Oksitanca'sı (Occitan) 22 Eylül'de çıkan bir yasayla Katalunya'nın 3. resmi dili oldu.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Barcelona, My Funky Town

Aslında bu yazının 'Bir Mercè daha geride kaldı' ya da 'Barselona'da 3. Mercè'min ardından' benzeri bir başlığı olmalıydı. Ne var ki bu sene Mercè benim için o kadar keyfe keder başladı, öyle fon müziği gibi geçti ve fakat o derece tadına doyulmaz bitti ki, yazının da başlığına çıkmayı değil de içine işlemeyi daha çok hak etti sanki.

Festa major (katalanca) ya da Fiesta mayor (ispanyolca) olgusundan bahsettim mi daha önce, hatırlamıyorum. Kısaca, Katalunya'da -ki İspanya genelinde de- hem her şehrin -genel- hem de her mahallenin -özel- bir Festa major'u yani 'Büyük bayram'ı var. Mahalle bayramları hakkında, Barselona'da toplam 30 tane mahalle bayramı olduğunu ve her birinin yılın aşağı yukarı bir -yani farklı bir- haftasını doldurduğunu söylemekle yetineyim. Barselona şehrinin büyük bayramının tarihi ise belli: 24 Eylül. Bu tarih ayrıca şehir genelinde resmi tatil. Ve adı da: La Mercè.

La Mercè ya da sadece Mercè (Marse) Azize Meryem'in -katalanca- adlarından biri. Bayramın adı da Meryem Ana'nın 1218'de Barselonalı bir din adamına görünmesinden geliyor. Bu arada ben de arkadaşlarım arasında 'Bu sene Mercè'nin görünmesinin 1200. yılıymış!' diye konuşurken, katalanca dinlediğim bu bilgiyi ilk seferinde aslında ne ayıp yerinden anladığımı şimdi fark ediyorum. Okuyorlarsa beni ayıplayabilirler =)

Mercè'nin görünme sebebi de efendim bizim tarihimize bir ucundan dokunabilir istersek, zira kendisi bahsettiğimiz din adamına o zamanlar İber yarımadasında güçlü olan müslümanların elinde esir kalmış hıristiyanları kurtarmak için bir mezhep kurmasını söylüyor. Kral Jaume 1e (Cauma prime) ve Barselona Katedrali'nin onayıyla Mercederia mezhebini kuruyorlar.

Bugüne hızlıca dönersek, Mercè her sene Barselona ahalisinin ve turistinin kendini sokağa attığı bir bayrama dönüşmüş durumda. Şenlikler genelde 24'ünün bir-iki gün öncesinden başlayıp bir-iki gün sonrasında bitecek şekilde aşağı yukarı bir haftayı kapsıyor. Bu şenliklere paralel BAM (Barcelona Acció Musical) müzik festivali de yapılıyor ki bu sene Goldfrapp, Belle&Sebastian vb yolları gözlenen isimler vardı programında. Ayrıca her sene Mercè'nin davetlisi bir şehir, ülke ya da coğrafya oluyor. Bu yıl Dakar ağırlıklı programda geçen yılın onur konuğu İstanbul idi örneğin. Barselona'nın en katalan meydanı Plaça Sant Jaume'da 'Pırasssssaaaaaaaaa!' diye bağıran bir toplulukta da bulunmuş olmanın absürd hazzını yaşadık geçen yıl Baba Zula konserinde.

Bunun haricinde hızlıca şu detayları da aktarayım: her yıl Mercè'nin afiş tasarımı yarışması, Mercè fotoğraf yarışması, geleneksel Mercè dayanışma maratonu (geliri yardım kurumlarına bağışlanan bir koşu), Mercè'nin en güzel havai fişek gösterisi yarışması gibi onlarca 'Mercè bahane'-aktivite şenliklerin neredeyse bir ay öncesinden başlamasını sağlıyor. Biraz da insanın kafasını şişiriyor gerçi...

Sonuç olarak, Mercè haftası boyunca her gece şehrin en önemli meydanlarında ard arda konserler, şehir tiyatroları genelinde baş döndüren bir oyun trafiği, gün içinde takip etmekte zorlandığınız geleneksel Gegants geçitleri ve Castellers gösterileri, dans ve ritm atölyeleri vb vb vb.................. sayısız aktivite oluyor. İstanbul Uluslararası Film Festival'inin kitapçığı çıktığında arkadaşlar oturup herhangi bir sınava çalıştığımızdan neredeyse daha çok ve kesinlikle daha iştahla çalışır, kitapçığı eskitirdik film listemizi yapana kadar. Mercè kitapçığı da öyle bir mesai isteyebilir...

Eğer siz o kadar hevesliyseniz, isteyebilir tabii. Ancak bu yıl benim hiç içimden gelmedi. Bir Goldfrapp'ı görmek istiyordum; onu da kaçırdım. Ama kendimi arkadaşlarımın güvenli ellerine bıraktım ve aklımda olmayan başka konserlere ve gösterilere gidip pek eğlendim =) Gerçi kalabalıklar bazen nefes almayı ve gruptan ayrılmamayı zorlaştırıyordu. Ama diğer yandan artık yavaş yavaş serinleyen Barselona gecelerinde hala askılılar ve sandaletlerle durmayı da sağlıyordu. Kalabalık içinde ve dışında hava sıcaklığında 3-5 derece fark olduğunu düşünürseniz.

Eh, iyi ki Mercè başlığı atmamışım...

Sadede gelelim. Mercè her sene bir piromusical yani müzik eşliğinde havai fişek gösterisiyle kapanıyor. Her yıl Montjuïc'deki (Moncuik) MNAC yani Katalan Ulusal Sanat Müzesi'nden Plaça Espanya'ya uzanan Maria Cristina Caddesi'ni dolduran kalabalık yarım saat boyunca bir MNAC'ın önündeki Sihirli Havuz'da (Font Màgic) yapılan ışıklı su oyunlarına bir gökyüzündeki renk renk, biçim biçim patlayan havai fişeklere bakarak uğurluyor Mercè'yi. Ve bu renkli müzikalin her yıl farklı bir teması oluyor. Örneğin iki yıl önceki piromüzikalin teması 'Jenerik'ti. Beynimize kazınmış jenerik müzikleri potporisi eşliğinde izlemiştik gökyüzündeki alevleri. Yalnız gösteriye ulaşmaya çalışırken metroda mahsur kalmıştık kısa bir süre. İşte o yüzden pek hevesli değildim bu yılki piromüzikale gitmeye. Bir de başım 3 gün üst üste festival sabahlamaları yaşamanın ağır ağrılarını çekerken. Ama sonra fikrimi değiştirdim. Bunda biraz bu yılın temasının da etkisi oldu: Cover ya da uyarlama.

Bu yıl yarım saatimizi ard arda gelen hit parçaları 'ooooooo' diye, katalanca versiyonlarını 'aaaaaaaaaa' diye karşılayarak geçirdik. Arada bir iki farklı dilde uyarlama duyunca bir de Türkçe bekledik ama kulağımız boş döndük. Yine de Satisfaction, We will rock you, Funky Town, Imagine, I'm a believer, Girls just want to have fun gibi şarkılarla bu yılki Mercè kapanışının tadına doyum olmadı. Aşağıda TV3'in Piromusical yayınını izleyebilirsiniz. (Fakat sayfadan taşmasını engelleyemiyorum; teknolojik beceriksizliğim) İşte ben o kalabalığın içinde bir yerlerde, hem arkalarda hem de -bir süre- iki katım boyunda bir gencin arkasında izledim gösteriyi ve yine de çok zevk aldım.






Barselona'da olmaktan, orada arkadaşlarımla olmaktan, yılların beni sürükleyip bıraktığı yerden, yıllar öncesine kadar adını bile duymadığım bir dili öğrenmekten, iki yıldır beni sürekli silkeleyerek kafamda bazı şeylerin nihayet yerine oturmasını sağlayan bu şehrin bir 'sakin'i olmaktan,

ve benzeri birçoklarından,

ne kadar memnun olduğumu fark ettim. Mercè bahane.

6 Eylül 2010 Pazartesi

El racismo que no me ha dejado dormir

La noticia es de La Vanguardia: 'Las animadoras no bailarán en los partidos de Turquía'. Para resumirla, se trata de una incomodidad del gobierno y de su reflejo islamista en las instituciones públicas ante las animadoras ucranianas (Red Foxes) que bailan en los partidos del Mundial de Baloncesto de Turquía 2010. Molestados por la ropa y los movimientos 'sugerentes' -según ellos- de las animadoras, los dirigentes han conseguido que este grupo no actúe por lo menos en los partidos que juega el equipo de Turquía.


Desconozco los detalles del debate. Aunque superficial, la noticia es correcta. Todavía no la vi en los periódicos turcos que sigo pero sí en algunos foros deportivos dónde la decisión está muy criticada. En mi opinión personal es una estrechez de ideas y una clara señal de obsesión pensar que unas animadoras -y su ropa y sus bailes- sean demasiada 'sugerentes' como para no permitir su actuación. Y en este tema puedo escribir páginas y páginas y páginas. Pero aquí no hablaré más de ésto.


El tema es otro. Que me irrite la medida tomada por la organización turca es una cosa. Pero que sobre esta noticia alguna gente se precipite a vomitar sus prejuicios y sus generalizaciones ignorantes sobre toda Turquía es otra cosa.


Que si bailen danza del vientre, que si salgan los derviches, que si mejor unos hombres peludos en vez de las animadoras... -me hacen reír los comentarios de esas personas que no conocen los numerosos bailes populares típicos y tradicionales de Turquía que bien podrían 'entretener' los espectadores de cualquier campeonato internacional.- Que mejor que organizemos campeonatos únicamente con los árabes... Que si estamos esperando impacientemente a que se abran las puertas de Europa para ir a traficar y a islamizar libremente... En fin, me sorprende el tono, la cantidad y la vanidad de los comentarios racistas que llenan la página de la noticia que por cierto os invito a echar un vistazo.


Afortunadamente, yo no voy a contestar a generalizaciones con generalizaciones. No solamente porque hay algun que otro comentario decente entre todos los demás. También porque creo que soy bastante humanista e inteligente como para saber que cada persona es distinta.


Turquía, como cada país, tiene una gran complejidad socio-cultural. Y los turcos tampoco lo entendemos bien en general. Creo que todos tendríamos que saber, sea un poquito más que nada, antes de lanzarnos en afirmaciones pretenciosas.


Y simplemente, estoy harta, harrrrrrta de gente que luce su racismo.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Ce-e! (2)

(Not: Lütfen önce Ce-e! başlıklı yazıya göz atın.)


Gerekçeler arasında kaybolmamak ve önemli gerekçeleri atlamamak için önce hepsini numaralandırmak istiyorum:

1. Mevcut düzenlemelere göre Katalan üniversitelerinde yer alan akademisyenlerin pasif bir Katalanca bilgisi göstermeleri, yani kendini Katalanca ifade etmeyi seçen öğrenci ve meslektaşlarını anlayacak kadar Katalanca bilmeleri yeterli görülüyor. Dersleri İspanyolca ya da Katalanca vermek tercihi ise hocaya bırakılıyor. Bunun temel sebebi iki resmi dili olan bir bölgede, bunlardan birine pozitif ya da negatif ayrımcılık yapılamayacak olması. Üniversitelerin iç tüzüklerinde de bu durum belirtilmiş; üniversitenin 'kendi dili' Katalanca olmasına rağmen üniversite içerisindeki herkesin İspanyolca ve Katalanca resmi dillerinden dilediğini seçme hakkı olduğu açıkça yazılmış.

Yeni kararname ile yukarıdakinin tersine aktif bir Katalanca bilgisi zorunluluğu getiriyor. Ancak bu noktada şunu belirtmeliyim ki derslerin Katalanca verilmesi zorunluluğunu getirip getirmediği konusunda bir bilgim yok; çünkü henüz onaylanmayan kararnameye ulaşamadım -ki sanırım böyle bir zorunluluk getirmiyor kararname. Ve bu hayati bir fark yaratır tabii ki. Ancak böyle bir zorunluluk getirmiyorsa kararnamenin herhangi bir haksızlık yaratmadığını düşündüğünüz noktada diğer gerekçeler giriyor devreye.

2. En sık dile getirilen gerekçelerden biri kararnamenin aşırı milliyetçi ve Madrid'le (özellikle de kısa süre önce Katalan Anayasası'nı biçen İspanyol Anayasa Mahkemesi'yle) inatlaşan dar bir zihniyetin meyvesi olduğu. Katalancayı savunmak söz konusu olduğunda iki yaklaşımdan bahsedilebilir. İsminden sanılabileceğin aksine, kendini Katalan milliyetçisi olmamakla tanımlayan, Katalan olmakla Katalanist olmayı birbirinden ayıran Ciutadans de Catalunya platformunun başkanı Albert Rivera'nın geçtiğimiz 31 Ağustos'ta TV3'e verdiği bir röportajdan yola çıkarsak: Katalancayı kullanmaya zorlamak ve kullanmayanları cezalandırmakla (tabelası Katalanca olmayan dükkanlar, Katalanca menü bulundurmayan restoranlar, müşterisiyle Katalanca -da- ilgilenemeyen işyerleri para cezası alıyor), Katalanca kullanımını özendirmek arasında çok önemli bir fark var. Riera'ya göre yasakçı ve zorlayıcı zihniyetin yöntemleri Franco döneminde diktatörlüğün Katalancaya yaptığı zulümden bir farkı yok. Yani bir 'onların seviyesine inmeyelim'vari uyarı. Yasakların er geç geri tepeceğini sanırım bu satırları okuyanlara benim açıklamama ne gerek var ne de böyle bir şey haddime düşer.

Kısacası Riera, bu kararnameyi yasakçıların kararnamesi olarak görüyor ve C diplomasının 'bir zorunluluk değil; bir fazilet' olması gerektiğini savunuyor. Ayrıca biraz da provokatif bir tonda ekliyor ki akademisyenlerinden bu diplomayı isteyen hükümetin ve meclisin pek çok üyesi -Katalan Başkanı Montilla dahil- şu anda C diploması alabilecek kadar Katalanca bilmiyor. Bir kısmı ana dili olmasına rağmen ilk ve orta eğitimini Katalanca almadığından bir kısmı da Katalancayı toptan sonradan öğrendiğinden.

3. Katalunya basınında dile gelen anti-kararname gerekçelerden size aktaracağım sonuncusu ise yabancı akademisyenlere odaklanıyor. Çok basitleştirilmiş bir haliyle temel soru şu: 'Katalunya üniversitelerinde ders vermek isteyen, kendi alanlarında çığır açmakta olan, ama sadece İngilizce, Fransızca ya da İtalyanca -ya da İspanyolca- bilen, dolayısıyla öğrencisiyle Katalanca iletişim kuramayacak olan hocalara sırtımızı mı çevireceğiz? Bu dünyaya at gözlükleriyle bakmaya benzemez mi?'

Diyeceksiniz ki:
a. Şu ana anlattığın kadarıyla bu hocaların derslerini Katalanca yapmaları gerekmeyecek. Doğru, ama 'Öğrenci Hakları' prensibi doğrultusunda Katalanca soru soran, ödev teslim eden öğrencilerine dönüp de 'Katalanca anlamıyorum' deme hakları olmayacak. Halihazırda Katalanca verdikleri ödevler, sundukları projeler, sordukları sorular geri çevirilip İspanyolca'ya dönmeleri istenen öğrencilerin Katalanca bilmeyen hocalarını şikayet etme hakları var. Yeni standartlara göre hem hocaların hem öğrencilerin İspanyolca ve Katalanca haricinde en az bir dili daha bilmeleri gerekecek. Peki bu hak ve bu ödev birbiriyle nasıl orantılandırılacak?
b. Kararnameye göre yabancı hocalar sadece kalıcı olmaya karar verdiklerinde Katalanca öğrenmek zorunda olacaklar. Tamam, peki ya kendi alanındaki  dehasıyla gittiği yeri sallayabilecek bir ismin dile hiç kabiliyeti yoksa? Ya da İspanya'ya gelmişken Katalanca yerine İspanyolca öğrenmek isterse? Ayrıca Katalanca öğrenmeye karar verdi diyelim; kararnameye göre ne kadar zamanı olacak?

Ters bir örnek olarak, Columbia Üniversitesi'nde ders veren ve ayrıca Barselona'da Pompeu Fabra Üniversitesi'nde de dersleri olan Katalan Ekonomi profesörü Xavier Sala i Martin Katalanca sınavına girmesi şart koşulursa Pompeu Fabra'yı bırakacağını açıkladı ( La Vanguardia, 31/08/2010). Ayrıca Amerika'da kendisinden henüz bir İngilizce diploması istenmediğini (ki bu da bana garip geldi) ve daha Montilla'nın bile bu seviyede bir Katalanca'nın hakkını veremediğini hatırlattı.

Kısacası bu son gerekçenin özünde yabancı akademisyenleri kaçırarak entelektüel ilerlemeye önemli bir darbe indirilmesi korkusu yatıyor. Zorunluluk yerine yabancı akademisyenleri Katalanca öğrenmeye özendirecek bir yöntem bulunması tercih ediliyor.


Katalancayı geliştirmek ve savunmakla, İspanyolcanın alehine Katalancayı şart koşmak arasındaki ince çizgide gidip gelinen bu konunun bize dokunmasını gerektiğim nokta ise bence eğitim dilini düşünme refleksi. Ana dilde eğitim ya da yabancı dilde üniversite eğitimi gibi konularda ne kadar derinlemesine düşünüyoruz? Ya da bu konularda hükümet politikasını ne kadar biliyor, ne kadar tartışıyoruz? Bu konulardaki uygulamaların olumlu ve olumsuz sonuçlarını, aracın amaca uygunluğunu ne kadar sorguluyoruz? Şuna karşıyım, buna katılıyorum demiyorum. Başka bir yazıda onu da demeyi düşünüyorum. Şu anda sorduğum eğitimde dil meselesinin, dil faktörünün eğitim kalitesine, toplum bilincine etkisinin gerektiği kadar tartışılıp tartışılmadığı.

Kararnameye dönersek, metni okumadığım için -şu an bir referandum olsa ve ben oy kullanabiliyor olsam, ve evet ya da hayır demem gerekse, mesela- kesin bir yargıda bulunamam. Yalnız okuduğum ve dinlediğim kadarıyla kararnameyi hazırlayan tarafın karşı çıkan tarafa kulaklarını kapattığı ve kapalı bir biçimde de olsa anti-katalan ya da kötü-katalan olmakla suçladığını söyleyebilirim. Kararnameye karşı çıkan tarafın ise haklı kaygıları olduğunu düşünüyorum. Bir akademisyenin ders vereceği dili bildiğini belgelemesi gerektiğini düşünüyorum; ama aynı zamanda -belli kurallar çerçevesinde- hangi dilde ders vereceğini seçme hakkının olması gerektiğini de. Çünkü bilgi ve beceri aktarımının yetkin bir biçimde gerçekleşebilmesinde bilginin ağırlığı kadar içinde taşındığı dilin onu kullanan tarafından kaldırılıp kaldırılamadığının önemli olduğuna inanıyorum. Ve de bu konunun çok uzun olduğuna...

Ce-e!

(Açıklama: İki bölümlü bir yazıdır. Bölümlerle ilgili açıklama bu metnin içinde verilmiştir.)


Madrid'in Katalan Anayasası'nı bombalamış olmasına (bkz) aldırmadan, ya da belki tam da ona inat, Katalan iktidarının 'Katalancayı bulaştırma' politikası hızla genişliyor. Hatta artık 'bulaştırma'dan 'zorunlu enjeksyon'a doğru kayıyor.

Ucu biraz bize de dokunabilecek -daha doğrusu dokunsa, şöyle biraz bizi de dürtse fena olmayacak- bir kararname, henüz onaylanmamış haliyle bile, gündemi işgal etmiş durumda. Katalunya Hükümeti'nin 'Yenilikler, Üniversiteler ve Şirketler' Bakanı Josep Huguet'in başkanlığında hazırlanan kararnameye göre Katalunya üniversitelerinde görev alan akademik personelin C seviyesinde Katalanca bildiğini belgelemesi, yani Katalanca C sınavını geçmesi gerekecek. Bu zorunluluktan halihazırda üniversite bünyesinde bulunan ve başka bir üniversiteye geçmeyecek hocalar ve kısa süre 'konuk hoca' olarak ders verip ülkesine geri dönecek olan yabancı hocalar muaf tutulacak. Ancak Katalunya'da kalmaya karar veren ya da yıllardır yurtdışında ders vermiş olup da artık Katalunya'ya dönmek isteyen akademisyenlerin C seviyesinde Katalanca bildiklerini belli bir süre zarfında belgelemeleri gerekecek.

Bence bu konunun iki önemli yüzü var. Akademisyenlerden C seviyesi diploması isteniyorsa öncelikle bu seviyeyle ve Katalanca öğretimiyle ilgili bazı noktalara değinmeden bu isteme karşı ya da taraf olanları tamamen anlayamayacağımızı düşünüyorum. O yüzden ilk olarak bu bölümde Katalanca seviye sisteminden biraz bahsetmek istiyorum. Ardından, Ce-e (2)'de kararnamenin aldığı tepkilere ve kendi görüşüme değineceğim. Dileyenler doğrudan ikinci yazıya geçebilirler.

Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Sınıflandırması (ingilizcesi için bkz) olarak adlandırılan sisteme göre yabancı dil eğitiminde öğrencinin alması gereken yol A1, A2, B1, B2, C1, C2 şeklinde 6 seviyeye ayrılmış durumda. Her seviyede sözlü anlatım, yazılı anlatım, dinlediğini anlama ve okuduğunu anlama becerilerinin belli konular etrafında geliştirilmesi gerekiyor. C2 hepimizin 'ana dili gibi' kalıbıyla tanımladığımız seviyeye denk geliyor. Söz konusu kararnamede istenilen C seviyesi ise C1'e tekabül ediyor. Yani bir-iki ufak hatası olsa da diploma sahibinin Katalanca'yı çok akıcı bir biçimde konuştuğunu belgeleyen bir seviye. Dili 'Normalleştirme'* Enstitüsü'nün (Consorci per a la Normalització Linguística - CPNL) sayfasında yer alan seviye şeması ise şöyle:




Ayrıca, bir detay olarak belirtelim ki Katalanca için D1 ve D2 seviyeleri de mevcut. Bu seviyeler yabancı öğrencilere de açık olmakla birlikte asıl hedef kitlesi editörlük, çevirmenlik vb dilbilgisel ve dilbilimsel alanlarda çalışacak ve ana dili Katalanca olan profesyoneller ve iş yerinde 'dil tazminatı' almayı hedefleyen Katalanlar. Haliyle Katalanca D sınavı fazlasıyla zor bir sınav. Çalışıp da geçememiş Katalan arkadaşlarım mevcut.

C sınavına geri dönersek, 1990larda ilk ve orta öğretimde Katalanca eğitime geçildiği için liseyi o tarihlerden itibaren bitirenlerden istenmeyen C diploması 90lardan önce lise bitirmiş katalanların da alması gereken bir diploma. Yani yukarıda bahsettiğimiz gibi kararname yalnızca yabancı akademisyenleri etkilemiyor. Ana dili katalanca olan ve belki de yıllardır ders vermekte olan hocaları da etkiliyor.

Kendi deneyimimden yola çıkarak C seviyesine kadar yorum yapamam; ancak başlangıç seviyeleri hakkında bazı şeyler söyleyebilirim. Katalanca eğitiminde temel bir eksiklik olduğunu ve bunun kararnamenin muattaplarının bir bölümüne haksızlık edebileceğini düşünüyorum (kararnamenin toptan haksızlık olarak görülebileceği noktalara da geleceğim). Bir yabancı olarak adımlarınızı resmi sisteme göre atıp yukarıdaki seviyeleri sıfırdan başlayarak bir bir atlamayı seçerseniz gereksiz bir zaman kaybı yaşayabilirsiniz. Bu, sizin Katalancaya benzer bir dil bilip bilmediğinize bağlı. Özellikle İspanyolca, Fransızca ve ya İtalyanca biliyorsanız şu andaki içeriğiyle yukarıdaki şemada yer alan Bàsic seviyesinin sınavını bir iki ayda geçebilecekken neredeyse bir yıl ders almanız gerekiyor. Çünkü program size göre yavaş ilerliyor. Diğer yandan, şu da doğrudur ki yukarıda söylediğim dillerinden birini bilmek bazen dezavantaj bile olabilir. Genellikle birden fazla benzer dil bildiğinizde bir yenisine hızlı başlarsınız ama belli bir noktadan sonra aynı hızla ilerlemek zorlaşır. Başta işinizi, kelime ezberinizi, dilbilgisi hakimiyetinizi kolaylaştıran benzerlik daha sonra 'benzerliğin' doğası gereği var olan 'ufak ama hayati farklılıklar'ı gözden kaçırmanıza, içselleştirmekte zorlanmanıza neden olur. Dolayısıyla C seviyesine ulaşmanın ana dili katalanca olmayan herkes için zor olduğunu düşünüyorum.

Üstüne üstlük Katalanca yazımı çok karmaşık bir dil. E'lerin büyük kısmının A, O'ların büyük kısmının U okunduğu, apostrof ve tirelerin yan yana kullanıldığı, son harfların bizdeki yumuşama/benzeşme misali değişebildiği vs bir dil Katalanca. Dolayısıyla liseyi Katalanca okumamış çoğu Katalan bugün çok önemli yazım hataları yapmaya devam ediyor. Hatta çoğu C'nin yazılısını geçemeyebilir bile. Kaldı ki C detaycı bir sınav olarak ün salmış durumda. Yanlış konulan aksanların, konuşanın yabancı olduğunu belli eden telaffuzların affedilmediği hayli mükemmeliyetçi bir sınav -en azından benim hocamın anlattığı anekdotlardan edindiğim izlenim bu. Göz attığım kadarıyla örnek sınav pek geçilmesi imkansız durmuyor; ama düzeltme kritelerini bilmediğim için kesin bir fikir veremem sizlere-.

Bütün bunlardan yola çıkarak C seviyesinde Katalanca bildiğini belgelemenin birçokları için zorlu ve sabır gerektiren bir hedef, hatta caydırıcı bir etken olabileceğini söyleyebiliriz. Öte yandan, ister akademisyen, ister öğrenci olsun burada yükseköğretimde kalıcı olarak yer alacaklardan Katalunya'nın eş-resmi dili olan Katalancayı doğru ve etkili kullanmalarını beklemek yanlış bir şey gibi durmuyor. Katalancayı yabancı dil olarak öğrenecekler söz konusu olduğunda düzenlemenin eksikleri, sabırsız ve acımasız yönleri olsa bile.

Peki nedir problem? Bu kararname neden sert tartışmalara neden olmakta? Hangi uç noktalara çekilebileceği, hatta hangi yönleriyle zaten doğuştan 'uç' bir kararname olduğu savunulmakta? Hangi karşı gerekçeler sunulmakta?

İşte şimdi ikinci bölüme geçebiliriz.