31 Temmuz 2010 Cumartesi

Constantinopla - Der Saadet - Estambul - ?

Merhaba!

De vuelta a Estambul, de vacaciones en la mejor ciudad para dejar pasar el tiempo por delante. Hay que escribirlo, hay que contar qué cosas pasan en la Constantinopla bizantina, la Der Saadet otomana, la Estambul 'turca'.

Hablando de generalidades, de banalidades, aquí se desayuna fuera los domingos soleados. En la orilla del Bósforo, o en las alturas. Lo importante es tener vistas. Ver las murallas, los palacios, los barcos mientras se toma un té turco color 'sangre de conejo', como se dice aquí. Un desayuno bien fuerte, con pan, quesos, aceitunas, tomate, mermeladas, miel, huevos fritos o tortilla, hasta los embutidos están permitidos para este desayuno ceremonial.

Para completar esta mañana de lujo, se sube a un ferry y se cruza 'al otro lado', 'al frente'. No importa en qué lado esté uno, pues en el cambio está la vida. Cada día miles de personas cruzan, recruzan, y otra vez, otra vez más. El ferry es el mejor sitio dónde esconderse del calor infernal del verano. La brisa que acompaña a las gaviotas es la más dulce de los vientos turcos.

Al otro lado nos espera el mercado. Un trozo de barrio donde están todas las fruterías, las pescaderías, las pastiserías y más tiendas típicas de esta geografía. Para los que se cansan mucho comprando, regateando, llevando bolsas etc, están los cafés. Se toma el segundo té del día, a lo mejor se come un dulce. Y se vuelve al ferry, corriendo o por lo menos con prisa, ya que a la vuelta estará lleno de gente. Y si se pierde uno, habrá que esperar media hora más.

Una vez que se llega al barrio, se saluda a los vecinos. Se les invita a tomar un café turco, el café 'quita-penas'. Sin azúcar, con poco azúcar, medio o con mucho azúcar, cómo lo pida el invitado. Se mira la tele, la redifusión del último capítulo de la última telenovela turca o alguna competición popular.

Más o menos, es lo que pienso hacer mañana =) Os parece?

Dört duvar bir pencere

Çok mantıklı geliyor değil mi? Yani dört duvarı, kapısı, penceresi olan bir oda. Ama Barselona'da öyle olmuyor işte.  Banyonuzdaki havalandırma penceresi kadar ve apartman boşluğuna bakan bir penceresi olan odaları exterior (Dışarıya bakan -sokağa olur, bloğun avlusuna olur..) diye, hadi onu yediremeyeceklerini anlamışlarsa semi-exterior diye bir abuk terim altında kiralamaya çalışan çok buralarda.

Hayatın cilvesi, tam bitirme ödevlerimi yazdığım sırada Barselona'daki odamdan çıkmam gerekti. Nisan sonlarında odadan çıkıp ev aramaya başladım. Haziran ortasında anca girebildim. O süreçte bana kapılarını açan dostlara da buradan tekrar teşekkür ediyorum. Özellikle iki tanesine, onlar kendilerini bilir =)

Hedef 1 Mayıs'ta bir çatım olmasıydı tabii. Ne var ki, bir benim beğenmezliğim, bir de (hatta iki de, üç de, beş de...) evlerin ve odaların ya berbatlığı ya fahişşşliği. Neyse ki sonunda birinden birine boyun eğip pahalı ama süper bir yer buldum kendime. E madem ben rahata erdim, arkadan gelenlere yardımcı olayım diyerek ve biraz da geri kalan okuyucuları neşelendirmek için Barselona'da ev ararken bilinmesi gerekenleri bir yazayım dedim.

www.loquo.com ve www.idealista.com Barselona'da oda kiralamak isteyen, ister öğrenci ister çalışan, en önemli adresleridir. Ev ararken müptelâsı olanları çoktur. Facebook'a, Gmail'e girer gibi ilk iş bu sitelere girer insan kalacak yer ararken. Ve sonuç olarak, ilanları deşifre yeteneği tavan yapar kısa sürede. Örneğin exterior mu interior mu olduğu belirtilmeyen odalar genelde ikincisidir. Bu durumda odanın sakinliği ön plana çıkartılır ilan veren tarafından. Exterior'da ise tabii ki ışık. Ama zaten exterior fiyatlarını görünce ışık sizi kendiliğinden bulur; merak etmeyin.

Her yiğidin bir ilan verişi vardır. Oda arayanlar genelde uzun, ev sakinleri hakkında bilgi veren (cinsiyet, yaş, iş-okul, kimi zaman milliyet, sigara vs) ve karşı taraftan da beklentilerini az biraz açık eden ilanları tercih eder. Zira ilandaki evin bir yuva olabileceğine, ileride de her önüne gelenin o eve alınmayacağına önemli bir işarettir. Aynı şekilde, evi ve odayı detaylı anlatan ama sıcaklık belirtisi içermeyen ilanlar da önemlidir. Yüz yüze gelince daha sıcak bir ortamla karşılaşılabilir. Öyle olmasa bile genelde bu tip ilanlar en güvenilir olanları olacağından en azından hayal kırıklıkları önlenmiş olur. Şahsi tercihim de olsa, renk cümbüşü ilanları pek doğru bulmuyorum. Her satırı farklı renkte yazılmış, hareketli smiley'ler eklenmiş, okuyanı aptal yerine koyan devasa puntolarla yazılmış ilanları sabredip de okuyamıyorum.

Önemli bir temel prensip fotoğraflı ilanlara öncelik vermektir. Fakat... Birincisi, fotoğraflara her zaman güven olmuyor tabii. Profesyonel fotoğrafçıların elinde derya gibi görünen odalara bir gidiyorsunuz ki yatak dolabın kapısının açılmasına izin vermiyor. Ya da mesela fotoğraf asırlar öncesinden kalma, meğersem oda artık kişiliksiz bir yeşile boyanmış ve tanımlayan mobilyalar mevcut içeride. İkincisi ise, fotoğrafsız ilanlar her zaman üçkağıt habercisi olmuyor; bazen sadece ilanı verenin zaman darlığına ya da tekno-tembelliğine dayanabiliyor. Aklınızda bulunsun.

Kalite-Fiyat dengesine gelince:
- Şehrin göbeğinde, yani Raval'de, Barri Gotic'te ya da Born'da yaşayacağım diyorsanız döküntü odalara, kırık mutfaklara, küf kokan merdivenlere, asansörsüz çatı katlarına dünyanın parasını vermeye razı olmalısınız. Eve geç dönerken her istediğiniz sokağa giremeyeceğiniz gerçeğini kabullenmeniz, günün her saati soyulabileceğinizi unutmamanız, burnunuzu pek kaale almamanız vs vs gerekecek ayrıca.
- Ya da Eixample (Eyşampla)'yı tercih edebilirsiniz. Yukarıdaki üç mahallenin de içinde bulunduğu Ciutat Vella'yı saran ve 19.yy'da Ildefons Cerdà'nın planladığı bu 'yeni' mahalle kalite-fiyat ilişkisi açısından nispeten daha dengeli. Ama binalar yine de eski. Eskinin tek dairesinden çıkartılma dört daireyi ayıran duvarların kağıt gibi, binaların bir kısmının asansörsüz ve hepsinin kalorifersiz olduğu bu mahalle daha güvenli, daha düzenli ve daha temiz. Yine de, merkezdeki kadar olmasa da, ara ara gerek sidik gerek ot kokuları alabiliyorsunuz sokakta.
- Plaja komşu Barceloneta'yı tanımıyorum; ama çok çekici de gelmiyor bana açıkçası. Nem, küf ve lağım kokusu probleminin o mahalledeki evlerin ortak problemi olduğunu duydum sadece. Üstüne bir de şehrin vıcık vıcık çıplak turist ve balık ızgara kokusu kaplı bir yerinde yaşamak da çok hoş olmasa gerek. -Ben de çok turistik bir noktadayım bu arada. Ama benim mahalledekiler giyinik, hem de baya giyinik çünkü şehrin kıyafet alışverişi o caddede. Bir de yemek kokusu problemim yok =)-
- Bir diğer popüler mahalle Gràcia. Yani bir nevi Cihangir. Ama daha bakımsız. Yine de şehrin en 'mahalle' mahallelerinden biri. Eskinin tepe köyü, insanlar oradan Barselona'ya 'inerlermiş'. Öğrenciler için hoş bir yer. En büyük problem eskilik, en büyük avantaj entellik. Bir de yeme-içme, pazar alışverişi vs için de hoş bir mahalle. Yine de meşhur kalite-fiyat eğrimizde pek yükseklerde değil Gràcia.
- 'Hiçbir yeri beğenmedin; nerede kalacağız biz?' derseniz: Eixample bence en makul tercih. Tabii Eixample çok geniş. Sağ, Sol ve Yeni Sol diye üçe ayrılıyor. Ya Sağ ya da Yeni Sol tercih edilebilir. Sol kısmı daha merkezi ve fakat daha da ticari. Merkezden uzaklaşmayı problem etmeyecekler için Horta'yı tavsiye edebilirim. Gràcia'nın bir güncellenmiş versiyonu, bir yeni sürümü diyebiliriz. Tek olumsuz yönü pek de kullanmayan mavi metro hattında olması.

Barselona bu kadarla bitmiyor tabii. Hem ev aramakla ilgili anlatılacaklar hiç bitmiyor. Sorularınızı bekliyorum. Daha da detaylandırmak isterim bu yazıyı ki işe yarar bir rehbere biraz yaklaşsın.

Ev arayanlara, hele de Barselona'da, hem sabır hem bol para diliyorum!

4 Temmuz 2010 Pazar

İşte Estatut, Tut Montilla Tut

http://www.milliyet.com.tr/ozerk-katalunya-ya-anayasal-kelepce/dunya/haberdetayarsiv/04.07.2010/1257101/default.htm adresli haberde önemli ana hatlarıyla okuyabileceğiniz üzere, Madrid'teki Anayasa Mahkemesi Katalan Özerk Anayasası'nın 14 maddesini budadı kısa süre önce.

Katalanların referandumla kabul ettiği Özerklik Anayasası; tam 4 yıl önce, PP (Partido Popular - Merkeziyetçi)'nin şikayeti üzerine Anayasa Mahkemesi'nce incelenmeye başlandı. Mahkeme, muhafazakar ve liberal üyelerin bir türlü birbirlerine üstün gelememesiyle geçen yıllar sonunda nihayet bu Haziran ayının son günlerinde kararını açıkladı. Katalanca'nın resmî kurumlarda 'tercih edilen dil olması', Katalanların 'ulus' olması gibi önemli ifadelerin Anayasa'ya (İspanyol Anayasası'na tabii) aykırı olduğuna karar veren Mahkeme, PP'nin şikayet ettiği maddelerin ezici çoğunluğunun ise Anayasa'ya aykırı olmadığını açıkladı. Yani aslında Estatut'un kafası kesilmiş, kalbi sökülmüş oldu -Katalan milliyetçisi lider Artur Mas'ın 'yaşamsal organlarımıza kast ettiler' ifadesine gönderme gibi oldu. Bilmem ki kendisi gönderme yapmaktan hoşlanacağım bir şahıs mıdır...-. Ama vücudun geri kalanı nereye gittiğini bilmez bir halde yoluna devam ediyor şimdilik.

Karar henüz bitmiş değil aslında. 'Açıklamalı' ya da 'genişletilmiş' bir versiyonu bekleniyor. Mas ve Montilla (olayların yaz sıcağından beter ateşi altında Başkanlığı kavur kavur kavrulmakta olan Montilla) bu genişletilmiş kararın açıklanmasının ardından toplanma kararı aldı... ki bu iki liderin biraraya geldiği pek görülmemiştir. En azından kendi arzularıyla, hiçbir protokol onları zorlamaksızın. Bu arada Mas'ın lideri olduğu Convergència i Unió partisinin ana sayfasında anti-Anayasa Mahkemesi Kararı kampanyası yer alırken, ne Generalitat'ın ne de Montilla'nın kendi ana sayfasında konuyla ilgili çarpıcı bir başlık bulunmaması ilginç. Montilla'nın ana sayfasında en azından Başkan'ın Mahkeme'yi sorumsuzlukla itham eden konuşması mevcut.

Bir diğer önemli sonuç ise şu: 10 Temmuz'da 'Katalanların oy haklarına saygı gösterilmesi' ve 'Madrid'in Katalunya'ya karşı politik sorumsuzluğuna dur demesi' amaçlı oldukça büyük bir yürüyüş düzenleniyor. Sendikalar ve sivil toplum, politikacılar (PP Katalunya hariç tabii) bütün Katalanları yürüyüşe katılmaya çağırıyor. Bu yürüyüş için www.tenimeldretdedecidir.org (karar verme hakkı bizimdir) sayfası üzerinden halkı harekete geçirmek hedefleniyor. Yürüyüşün ana sloganı da 'Nosaltres decidim, som una nació', yani 'Karar bizim, biz bir ulusuz'.

Her ne kadar İspanya Milli Takımı'nın Dünya Kupası macerası bu konuya kafa tutsa da; Barselona'da basının ana gündemi hala Estatut. Özellikle de Katalan Ulusal Televizyonu TV3'in. Els Matins ('Sabahlar' - Hafta içi her sabah yayınlanan, 'Sabah Şekerleri'ne alışık bizlere pek uzak, gündem programı. Politika, Yol, Hava, Eğitim, vb her konuya değinen uzun bir program.) ve Polònia Estatut konusuna değinmezse olmayacak iki program. Els Matins'in yoğun içeriğini burada ele alamasak da Polònia'ya bir göz atabiliriz.

Gazeteci-tarihçi Toni Soler'in yönettiği Polònia'da Estatut Bob l'Estatut (Evet, Sponge Bob'un Bob'u. Zaten kendisi de ona benziyor.) isimli kollu, bacaklı, konuşkan, koca bebek tipli, sarı bir maskot olarak canlandırılıyor. Mahkeme'nin kararının ardından yüzü gözü yara bere içinde son nefesini verip vermeme konusunda kararsız hastanede yatıyor Bob. Sizleri Bob l'Estatut'un Katalanlara miras bıraktığı şarkıyla baş başa bırakıyorum: 'Oylarımız hiçe sayıldığında, ekonomik şiddete maruz kaldığımza vs hatırla: Afganistan bizden kötü durumda'

Yasak yasaklayanların kullanabileceği YouTube adresi şudur: http://www.youtube.com/user/tv3#p/a/u/0/fN6TyIl7Oak